Şerif Yenen: Yeraltındaki İstanbul

Çocukluğu İstanbul’un Tarihi Yarımadası diye bilinen bugünkü Fatih ilçesinde geçenlerin İstanbul’un yeraltındaki harabe ve dehlizleriyle ilgili mutlaka en az bir anıları vardır. Çocukluğumuzda yeraltındaki bu harabelerde kimler oynamamış olabilir? Yaklaşık binaltıyüz yıl boyunca üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul’un Roma ve Bizans döneminden kalma yeraltı eserleri sanılandan çok daha fazladır. Kentin dokusu, altında binlerce yıllık bir geçmişi muhafaza etmektedir.

Bizans arkeolojisi ve yeraltı yapıları konusunda uzman birçok arkeologla birlikte yıllara yayılan eğitim ve gezilere katıldıkça, İstanbul’un altındaki yapı ve harabeleri gördükçe konuyla ilgili merakım hep arttı, artmaya devam ediyor.

Yeraltındaki Bizans yapıları üzerine akademik çalışmaları bulunan Dr. Kerim Altuğ eşliğinde, Yeraltı İstanbulu veya Yeraltındaki İstanbul adı altında kültür turları gerçekleştirmeye, Tarihi Yarımada’nın altında kalmış olan gizemli mekanlara yoğunlaşmaya başladık. Bu gizemli ve keşif dolu geziler sürüyor, sizlerin de bir gün katılmanızı hararetle öneririm.

Yaptığımız yeraltı turlarında, gezip gördüğümüz yeraltı yapılarının çoğu kentin eski su sistemiyle ilgili yapılar. Yani su kanalları ve sarnıçlar. Kentin su sistemiyle ilgisi olmayan yapılar ise çoğunlukla saray, depo, hamam, kilise veya ayazma kalıntıları oluyor.

Konstantinopolis Roma İmparatorluğu’nun Başkenti

Büyük Constantinus 330 yılında Byzantion kentini Roma’nın ikinci başkenti yapmış ve “Constantinus’un Şehri” anlamına gelen Konstantinopolis adını vermişti. Roma İmparatorluğu’nun başkenti Roma, küçük ve ücra bir kente dönüşürken Konstantinopolis, yarım milyona yaklaşan nüfusuyla yükselişe geçmişti. Haçlı Komutanı Villehardouin Konstantinopolis’te gemilerle dolu limanın yanısıra ipek, baharat, kürk, değerli taşlar, işlenmiş fildişi, altın, gümüş ve mineli mücevherlerin bolca bulunduğu pazarları görünce hayrete kapılmış ve ağzından şu sözcükler dökülmüştü: “Dünyada bu kadar zengin bir şehrin varolduğuna inanmak hiç kolay değil.”

Hal böyle olunca Konstantinopolis birçok millet için bir cazibe merkezi haline gelmiş, hatta dünyanın en fazla kuşatma görmüş kentlerinden biri olmuştu. Araplar, Bulgarlar, Haçlılar kenti hep almaya çalışmışlar. Kentin nüfusu ve kuşatmalar arttıkça daha fazla suya ve depolamaya ihtiyaç duyulmuş. Kentin içinde yeterli tatlı su kaynakları bulunmadığı için, kilometrelerce mesafedeki ormanlardan su getirilmiş, kuşatmalara hazır olmak için de sürekli olarak depolamaya ihtiyaç duyulmuş ve peşpeşe yüzlerce sarnıç inşa edilmişti.

Romalılar tarafından inşa edilen en önemli su yapısı olan Bozdoğan Kemeri (Valens Su Kemeri), Konstantinopolis’in ana su kaynağı olmuş. Yapımı 375 yılında Roma İmparatoru Valens tarafından tamamlanmış ve çeşitli Osmanlı Padişahları zamanında restore edilmiş.

Su kemeri vadinin iki tepesi arasında uzanıyor. Kemerin günümüzde ayakta kalan kısmı 921 m uzunluğunda olup, orijinal halinden yaklaşık 50 m daha kısa. Kemerin altından günümüzde Atatürk Bulvarı geçiyor. Kemerin bu kısmı, eskiden Trakya’yı aşarak şehre su taşıyan 250 km uzunluğundaki kemerler ve kanallar ağının bağlantı noktalarından biriydi.

Su, şehre ulaştıktan sonra üstü açık üç depo (Açık Sarnıç) ve Yerebatan Sarnıcı da dahil olmak üzere yüzlerce yeraltı sarnıcında toplanırdı.

Bizans döneminin Açık Sarnıçları olan Mokios, Aetios ve Aspar Osmanlı döneminde içlerinde bostan yetiştilen alanlara dönüştürülmüş, buralar çukur alanlar olduğu için de bunlara çukurbostan adı verilmiş.

Sarnıçlar Hakkında

İstanbul’daki sarnıçların bazıları sarnıç olarak planlanıp inşa edilmemiş, kentin su ihtiyacının artmasıyla birlikte bazı binaların toprak altında kalan kısımları sarnıca dönüştürülmüş. Kariye Kilisesi ve Eski İmaret sarnıçları bu şekilde yapılmış olanlardan. Roma dönemindeki Hipodrom’un U-biçimli tribününün alt kısmı da Orta Çağlarda sarnıç olarak kullanılmış.

Sarnıçların kent planlamasına bir başka katkısı ise, özellikle engebeli alanlarda, sarnıçların tavanına inşa edilen tonozlarla, düz teraslar elde edilebilmiş olmasıdır. Bu teraslara meydanlar ve parklar yapılmış. Örneğin, Yerebatan ilk yapıldığında üzerinde çoğunlukla ticari amaçlarla kullanılmış olan pazar yeri gibi bir meydan vardı. Sonradan bu meydanın yerine Bizans ve Osmanlı dönemlerinde evler yapılmıştır. Evlerin bazılarından sarnıcın manastır tonozlarına delik açılarak su alındığı veya serin tutmak için yiyecek sarkıtıldığı bile söylenir.

Yerebatan

Yerebatan Sarayı, Bizans sarnıçları arasında en büyük ve gösterişli olanıdır. Yapımında oldukça dekoratif bir görünüm sağlayan eski pagan tapınaklarından getirilip yeniden kullanılmış sütun ve sütun başlıklarından ötürü bu sarnıca dilimizde “saray” adı verilmiş. Sıra sıra birçok sütun ve nef içeren Yerebatan Sarayı’nın bir diğer adı da Bazilika Sarnıcı’dır. Bu ismin verilmesinin nedeni, üzerinde bulunan bir Bizans Bazilikasının altında yer almış olabileceğinden olabilir, veya içlerinde nef ve sıra sütunlar bulunan binalara bazilika dendiği için de bu ismi almış olabilir.

Yerebatan, MS 542 yılı civarında, Bizans sarayı ve çevresine su sağlamak amacıyla, İmparator Büyük İustinianos zamanında kazılıp inşa edilmiş. Sarnıçta çoğu Korent veya Dor başlıklı toplam 336 sütun bulunur. Her sütun yaklaşık 9 m yüksekliğindedir. Sarnıç, 65 m genişliğinde ve 138 m uzunluğundadır. Pişmiş tuğladan örülen ve içeriden su geçirmez harçla sıvanan duvarlar neredeyse 5 m kalınlıktadır.

Sıvalı duvarlarda sütun başları hizasına kadar ulaşan su seviyesi izlerine bakılırsa, sarnıcın eskiden tamamen suyla dolu olduğu anlaşılır. Tam su kapasitesinin yaklaşık 80,000 ton olduğu düşünülür. İstanbul Belediyesi, 1985-1988 yılları arasında sarnıcın tamamen restore edilmesini sağlayarak, sütunlar arasına ahşap yürüme yolları yaptırmış. Ziyaretçiler 52 basamaklı merdivenden inerek yürüme yoluna ulaşır. Restorasyon sırasında yapılan kafeterya ve küçük konser sahnesinin yanısıra özel ses ve ışık düzeni eklenmiştir.

Bu sıralar Yerebatan yeni ve oldukça kapsamlı bir restorasyon sürecine girdi. Çalışmaların bir buçuk yıl süreceği düşünülülüyor. Konunun güzel olan yanı, sarnıcın bakım sırasında ziyarete kapanmayacak oluşu.

Bugün sarnıçtaki suyun bir kısmı sızan yağmur suları olabilir. Su seviyesi alçalmayıp, bilinmeyen kaynaklarca sürekli beslenmektedir. Öyle ki, zaman zaman suyun fazlasının dışarı pompalanması gerekmektedir.

Suyun içinde, çoğunluğu sazan olan balıkların süs amaçlı olduğu ve sudaki herşeyi yedikleri için kirlenmeye karşı bir miktar koruma sağladığı düşünülebilir. Bizanslıların da sarnıçta balık yetiştirmiş olabileceklerini düşünenler bulunmaktadır.

Medusa
Sarnıcın uzak bir köşesinde bulunan iki Medusa başı sütun kaidesi olarak kullanılmıştır. Bir tanesinin baş aşağı, diğerinin ise yana yatık yerleştirilmiş olduğuna bakılırsa, sarnıcı inşa eden Bizanslı Hıristiyanların, pagan dönemine ait olan Medusa olgusunu yüceltmiş olmak istemedikleri söylenebilir. Yani üzerinde Medusa kabartması olan bu mermer bloklara ihtiyaç duymuşlar, ama bilinçli olarak ya ters koymuşlar ya da yan yatırmışlar.

Mitolojide yılan saçlı “koruyucu” Medusa bir Gorgondu. Medusa’nın gözlerine bakan insanların taşa dönüştüklerine inanılırdı. Athena’nın emriyle kahraman Perseus tarafından kafası kesilmiş ve daha sonra Athena, Medusa başını kalkan arması olarak kullanmaya başlamıştır. Medusa başı antik çağlarda Gorgoneion adı verilen koruyucu tılsımlarda görülür.

Yerebatan Sarnıcı’nda James Bond Filmi

Yerebatan Sarnıcı, 1963 yılında yönetmen Terence Young tarafından çekilen ve başrolleri Sean Connery ile Robert Shaw’un paylaştığı “Rusya’dan Sevgilerle” isimli James Bond filminde mekan olarak kullanılmıştır. Filmde İustinianos adından söz edilmeksizin mekanın, İmparator Constantinus tarafından inşa ettirildiği söylenir. Yine filmin bazı sahnelerinde sarnıç, konsolosluğun altındaymış gibi gösterilse de konum olarak Beyoğlu ilçesinde bulunan Sovyet (Rus) Konsolosluğundan bir hayli uzaktadır!

Yerebatan Sarnıcı’nda Cehennem Filmi

Dan Brown’ın aynı isimli romanından uyarlanmış, 2016 yapımı Cehennem (Inferno) filminin yönetmeni Ron Howard, başrol oyuncuları ise Tom Hanks, Felicity Jones ve Irrfan Khan’dir. Filmin son sahneleri Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nda görsel bir şenlik sunmaktadır.

Türkler ve Sarnıçlar:

Türkler, her zaman için durağan olmayan suyu, yani akan suyu tercih etmiştir. Bu nedenle, Osmanlı döneminde kentin artık kuşatılma tehlikesi de kalmadığından, sarnıçlar önemini yitirmiş, yapılış amaçlarına göre kullanmamışlardır. Birçoğu küçük çarşı, depo veya işliğe dönüştürülmüştür. Örneğin Zeyrek Sarnıcı limon deposu, Binbirdirek Sarnıcı pamuk ipliği büküm işliği olarak kullanılmıştır.

Yeraltı İstanbulu veya Yeraltındaki İstanbul Gezileri

İşte bu gezilerde çoğunlukla, yukarıda anlatılan amaç ve teknikle inşa edilmiş sarnıçları, saray kalıntılarını, kilise ve ayazmaları veya hamam kalıntılarını ziyaret ediyoruz. Herbiri diğerinden daha ilginç bu yeraltı yapılarını keşfetmek büyük keyif, sizlere de tavsiye edilir.

Copyright 2017@Serif Yenen Bu yazının yayın hakları Şerif Yenen’e aittir, izinsiz kullanılamaz.

İnceleme Bırakın